06/06/2024

Önce kafasını, sonra bedenini siperin üstüne çıkardığını görüyorum. Aldığım bir sonraki nefes daha tutamadan nemli ve insan tarafından kirletilmiş olacak. Şimdi ise soğuk ve rahatsız edici: hâkim olmadığım bir açıklığın nefesi. Kilitlendim. Başım dönüyor. Nefesimi tutuyorum. Birazdan bir hayata daha dokunacağım, onu manipüle edeceğim. Parmağımın ucundaki tetiğimin yayında bundan önceki elli iki hayat var. Her seferinde bir öncekinden bir fazla hayatla boğuşmama rağmen tetik her seferinde daha hafif. Üç saniye mi geçti, yoksa beş mi? Yeter. Nefesimi bir dakika daha tutabilirim. Fakat on saniye sonra ikimiz de nefes vereceğiz. Onun bir sonraki nefesi kesik ve yapay, benimki ise temsili ve titrek olacak. Göğsünün hareketini izliyorum. Elim titremiyor. Gözümü kırpmıyorum. Kaslarım gevşek. Elli iki leştir, elli iki mermidir her gün temizleyip kontrol ettiğim tüfeğin tutukluk yapması için dua ediyorum. Yine yapmayacak. Yayı geriyorum. Keskin bir tıkırtıyı gizleyen dehşet verici bir patlama. Bir saniye, bir buçuk… Göğsünün sağından vurdum. Kum torbasına gerisingeri düştü. Yeleğini tutuyor. Tetiği hala bırakamadım. Dirseklerim sızlıyor. Beraber nefes veriyoruz. Fazla geçmeden gelirler. Kalkmalıyım. Tetiği bırakırken elli üçüncü tık sesini dinliyorum. Cebimden çıkardığım küçük defterdeki on üstü çizik dörtlünün sonundaki iki çizgiye bir yenisini daha ekliyorum. Beynim ellerime kıkırdıyor. İlk on leşe kadar leşlerimi unutmamak için, sonrasında ise alışkanlıktan çizdiğim çizgilerin hepsi benimle dalga geçiyor. Hepsinin yüzünü birer birer hatırlayacağımı on birincide anladım. Elli üç dostum, elli üç annem, elli üç babam var. Acaba doğum günü aynı gün olan var mıdır? En sevdikleri kitap ne? Benimki Catch-22. Kalkıyorum.